15 Mart 2023 Çarşamba

 

SAMİHA AYVERDİ’DE DEĞER İNŞAASI

Bir insan, bir aile, bir toplum ve bir medeniyet…

Bir insan yetiştirmek aslında bir medeniyetin temellerini atmaktır. Topraktan yaratılmış olan insanın gönlüne atılan her tohum iyi veya kötü mutlaka yeşerir. Yeşeren bu tohumlara ise eğitimle can suyu verilir. Her yeşeren fidan ise artık kendini sembolize eder. Samiha Ayverdi’de “İnsan değerlerle tekemmül ediyor.” olarak ifade ediyor.  İnsan değerleriyle doğru orantılı yaşarsa hayatında mutluluğa bir o kadar yaklaşır.

Birlik ve ahenk önce insan sonra aile, toplum, medeniyet olarak şekillenir. Her birimiz bu hayata gelmiş birer yolcuyuz. Bu hayat, bu yol biz nasıl şekil verirsek öyle ilerleyecek ve nihayetinde bir gün son bulacak. Doğum ve ölüm kıyametten bir eserdir. Uzağa gitmeye ne hacet? Bugünkü vücudun dünkü vücudun değildir. Vücut da bir yolculuktadır. Eğer değerlerle yaşarsak bu yolculuğu anlamlı bir şekilde devam ettirmiş oluruz. Aksi halde ayette de geçtiği gibi “Bu dünya hayatı hakikatte sadece bir oyun ve eğlenceden ibarettir.”

İnandığın ve tutunduğun her şey her zaman doğru olmaz. Mesela batmak üzere olan güneşe bir an baksan, sonra gözünü ondan ayırınca gökyüzünde bir çok güneş var gibi olur bir anda ancak aldatıcıdır. Bunun aksine mesela sıcaklık ve ışık; biz bunları meydana getiren titreşimleri görmüyoruz. Var olduklarını ve sonuçlarını biliyoruz.

İnsanın bu hayat seyahati onun kararları ile anlam bulur. Yolculuk meşakkattir. Her insan bambaşka meşakkatle karşılaşır. Her birimizin boğazımızdaki düğümün sebebi farklıdır. Ayverdi’nin de dediği gibi “Bu nasıl seyahat gönlümün yanması benimle birlikte…” Nereye giderseniz gidin neyle meşgul olursanız olun ne gönlünüzdeki yanan yer yerini değiştirecektir ne de boğazınızdaki düğümler çözülecektir. Peki bunun çaresi yok mu diyebilirsiniz. Elbette var. Ayverdi’nin “Tefekkür benim güzel arkadaşım” olarak ifade ettiği o anlam içeriği devasa kelime… Tefekkür kendi hiçliğini bütün eşyada, bütün yaratılışlarda gördüğü ilahi şuurdur. İşte bu bazen pusulanızı doğru tarafa çevirince gerçekleşir bazen doğru bir anlayış sahibi olduğunuzda bazen de sizi doğru anlayan kişilerce karşılaşınca geçer. Bu doğruları elde ettiğimizde gönlümüzdeki yanma söner boğazımızdaki düğüm çözülür.

Doğrulara giden yolu inşa eden bir medeniyet oluşturur. Medeniyet canlı birer organizmadır. Zaman zaman yükselme ve alçalma olur ancak temeli Ayverdi’nin de işaret ettiği gibi tevhit eksenli ise yıkılmaz ve bir gün mutlaka dirilecektir.  Bu dirilmeyi sağlayacak olanlar ise Ayverdi’nin umudu olan gençlerdir. Bu yüzden bu medeniyetin gençlerine umutsuzluk ifade eden kategorize etmeler veya sıfatlar yakıştırılmamalıdır. Her adem bir alemdir. Eğer ortak değerlere sahip insanlarsanız ve değerlerimiz tevhit eksenli ise bir medeniyetin inşası çoktan başlamıştır. Müsterih olun…

Selamlarımla…

 

 

 

                                                                                  

 

8 Ocak 2023 Pazar

Sessizliğin içinde ses aramak..

Sessizliğin içinde ses aramak...

İnsan kendi içinde büyük bir sessizliğe sahiptir.Duygularıyla içindeki sessizliği seslendirmeye başlar. Her duygusuna farklı bir tonlama verir. Hayatına bu tonlamalar sayesinde renk verir ve yönlendirir. Artık her duygunun bir rengi ve tonu vardır.

Sessizliği bozan sadece bir histir.Hisler renklere canlılık verir. Hayata anlam katar. Tonlamalara  vurgu sağlar. Sessizlik ise bir durgunluktur bir boşluktur. İnsanın nasıl ki düşünmeden durması mümkün değil ise sessizliğe gömülmeside mümkün olmamalıdır.  İnsanın sessizliğe gömülmesi durumu; kendi içinde insanın yolunu bulamamasıdır. Kendini bulan kişi ise doğru tonlamaya ve renklere ulaşmıştır .

20 Aralık 2021 Pazartesi

SORU SORMA SANATI

 ''Size ne soru sorulsa şuan kendinizi iyi hissedersiniz ? '' diye sormuştu yazar. İçime ne zaman bir hüzün çökse hemen bunu düşünürüm. Hatta biraz değiştirerek şöyle soralım: Şuan neyi anlatarak o şeyin yükünden kurtulmaya ihtiyacımız var ? Hadi biraz daha değiştirelim. Bize o sorulmasını istediğimiz sorunun kimin tarafından  sorulmasını arzu ederdik ? Mesele tam olarak bu soruların cevabında gizli.

Hepimiz vereceğimiz cevaplarla belki kendi derinliğimize inip içimize çöken o hüznün düğümünü keşfedeceğiz. Belki de hiç tanış olmadığımız bir başka benliğimiz ile karşılaşacağız. Soru sormak zahmetli ve cesaret gerektiren bir iş aslında. Eskilerin dediği gibi "  Dermanı olamayacağın şeyi sorma ki karşındakinin yarasına saygın olsun."Ne kadar da ince ruhlu bir tavır. Soru sormak , bu tavrı hayatına yerleştirenler için meşakkatli geliyor. Çünkü onlar , önce o soruyu sormak için zaman ve  zemin oluşturuyorlar. Ruh halini betimlemeye  çalışıyorlar sonra rıza görürse sorularını yöneltiyorlar. Oysa bizler öyle mi ? Her şeyi sorup hemen de cevap bekliyoruz. Bakmıyoruz , görmüyoruz karşımızdakinin ruh halini . Ondaki hangi düğümü gün yüzüne çıkardığımızı umursamıyoruz bile. 

İnsanlarla iletişim bir sanattır. Yavaş yavaş dokunup , ilmek ilmek işlemek gerek dokunulan kalplere . Yoksa hissedenin kalp değil, ruh olduğunun farkına varamaz insanlar. 

3 Aralık 2021 Cuma

Sessizlik

 Sessizlik...

İnsan en çok sessizken konuşur kendisiyle ya da başkalarıyla. Alıp vermediği ne varsa sessiz kaldığında haykırmaya başlar. Kelimelerin yetmediği hislerin yarım kaldığı yerleri doldurur. İnsan her şeyi anlatamaz, bazen sadece anlaşılmak ister. Anlaşılamadığı yerleri ise yine sessizliğine gömer. Çünkü orada görecektir hesabını. Bu bazen uykusuz gecelerine mâl olur bazense radikal kararlar almasına. Hâl bu ya illaki bir sonuçla kalkar o sessizlik masasından. 

 Ya kalkamazsa diyenler olacaktır mutlaka. O zaman o kişinin vaveylası devam eder. Sessizliğin içine sessizlik ekler , oraya  avazı çıktığı kadar bağırmak istediği ne varsa atar. İşte orası hesap masasından daha tehlikelidir. Artık canını yakan şeylerle başbaşadır.

  Sessizliğin içinde sessizlik...

Boğaza düğümlenen her şeyin olduğu yer. Elden gelmeyen , yarım kalmış şeylerin, hayal kırıklıklarının belki başarısızlıkların sonuç olarak dünya imtihanlarının cem ettiği yer ...

İşte bu yer insanın karakter temellerini attığı yerdir aslında. Bu sessizliğimize gömdüğümüz her şey ; karakterimiz, ahlakımız, huyumuz,  hâl ve hareketlerimiz olarak sesleniyor veya seslenecek bizlere.

Sesizliğimizin içinde sesimizi bulacağız. 

23 Ekim 2021 Cumartesi

ÇIKMAZ SOKAK

 Uzun zamandır yazamıyorum.. Çünkü yazarken kalemim soluksuz kalıyor. Tarifi yok  yaşadıklarımın. Aslında bu zaman zarfında öğrendiğim en önemli şey "Hayata fazla anlam yüklemenin anlamsız olduğu." Kısa hayat serüvenimizde zan'nın ötesine geçemiyoruz. Zannetiklerimize ya seviniyoruz yada üzülüyoruz.

  Gerçekle yüzleşecek cesaretimiz yok. Gerçeklerin renklerine alışık değil gözlerimiz. Gerçeklerin sözlerine tıkalı kulaklarımız. Hayatı kalbimiz neyi nasıl yorumlamak istiyorsa öyle yorumluyoruz.(Tıpkı bu yazıyı okurken benim için oluşan bir yorumunuz gibi.) 

Neyse işte bu şekilde oyalıyoruz kendimizi sanki gerçeklerle yüzleşmeyecek gibi.Muhakkak gerçeklerle bir yol ayrımında karşılaşıyor insan. İşte tam olarak orada kalakalıyor. Kelimelerin sessizliğinde boğuluyor. Kalbine anlamını bilmediği bir sıkıntı basıyor. Sanki hayat tüm hayal kırıklıklarını o yol ayrımına sermiş geçit vermiyor. İnsan, kendi çıkmaz sokağında buluyor kendini. 



30 Mart 2021 Salı

Mehmet Akif Ersoy

 

SEZAİ KARAKOÇ‘TA MEHMET AKİF

Mehmet Akif doğum ve ölüm arasına sıkıştırılamayacak bir değeridir bu toprakların. Nitekim beşerdir ve ölüm denilen bir başka başlangıca adım atmıştır. Ölüm için başlangıç diyorum çünkü ölülerin arkasından okuduğumuz Fatiha da başlangıç suresidir. Yeni bir başlangıç ama eski hayatına nokta değil virgül koymuştur. Virgülden sonrasını geride bıraktığı davası, şiirleri, fikirleri devam ettirecektir. Asıl doğumu eserlerinin dile getirdikleridir. Çünkü onun hayatı boyunca yaşadıkları doğum sancısıydı. İşte her dönemde, her okuyuşumuzda tekrar tekrar doğuyor şiirlerinin her bir bölümü. Bizi tarihin derinliklerini yaşattırıyor.

 İlk bölümünde günlük hayatın tablolarını görüyoruz ancak tek bir kişinin günlük hayatı değil realist bakış açısıyla bize o dönemin günlük hayatını yaşattırıyor. O dönemin insanıyla hemhal oluyoruz. E yabancı değil ya bizlerinde dedeleri, nineleri... Akif sayesinde ecdadımızın samimiyetiyle kucaklaşıyoruz.

İkinci bölümde o canımızı kor ateşlerle yakan, şiirleri her okuyuşumuzda cephede olmayı arzulatan savaş yıllarındaki destanlara şahit oluyoruz. Akif ‘in şiirleri artık sadece bir şiir değil, destan haline geliveriyor.  Bazen, okuduğumuzda gözyaşlarına boğulmamıza, bazense cephanemizi kuşanıp topraklarımız için heyecanla bin bir işlere cesaret edip atılmamıza vesile oluyor. Her dönemin bir “Asım Nesli” ortaya çıkıveriyor. Bu bazen  Çanakkale ‘de süngüsüyle savaşan 57. Alayda gösteriyor kendisini, bazense Sezai Karakoç  gibi kalemiyle, mürekkebiyle direniyor batıla.

Üçüncü bölümde Akif’in sessizleştiğini hissediyoruz. Artık sesi Allah’ın kelamında buluyor Akif. Akif’in susması o döneme bir boykottur.  Akif’in susması o dönemin üzerinde dolaşan kara buluttur. Akif sessizliğe doğru evrilmiştir. Terk-i diyar etmiştir Mısır’a. 

Son bölümün adı “Gölgeler”dir. Topraklara gölge düşmüştür. Akif’in ömrüne gölge… Dünya hayatının sonuna yaklaşmıştır artık. Kitabının adını “Safahat” koymuş ya, işte orada anlatmış bize dönem dönem yaşayışı ve sonun olacağını ama bir şeyi unutmuş; davasına sıkı sıkı sarılan insanların ölümsüzlüğe adım attığı!

Akif dünya hayatına gelmiş ama geçmemiş. Arkasında nesillere yön verecek eserler bırakmış. Akif susmuş ama sesi bu topraklarda her daim yankılanmış ve yankılanmaya devam ediyor. Bu bayrak bizim oldukça, bu marş bizim oldukça daha gür sesle yankılanacak.

KORKMA! SÖNMEZ BU ŞAFAKLARDA YÜZEN AL SANCAK.

RAHMETLE ANIYORUZ.

Sümeyra KARTAL



24 Ocak 2021 Pazar

GÖRÜNENİN ÖTESİNDE

 

   Bilmek önemlidir. Bilgi sahibi olmak prestijli. Bilginin ne kadar doğru olduğunu analiz etmek ise zahmetlidir. Günümüzde bir konu veya olay hakkında bilgi sahibi olmak için azda olsa meraklı olmak yeterlidir. Önemli olan bilgi kirliliği ile dolu olan bir mecrada, doğru bilgiye ulaşabilmek.

   Dikkat ediyorum da gerçekleri konuşan insan sayısı ne kadar da azalmaya başladı. Buna binaen bilgisi olmadığı halde zanda bulunup doğruymuş gibi lanse edenler de bir o kadar çoğalmaya başladı. Zanlarıyla hareket etmeye o kadar çok alışmış ki insanlar, bir süre sonra kendileri dahi inanıyor. Bir kişinin oluşturduğu algıyla herkes hâkim kesilip ön yargılarıyla dillerin de mahkeme kurup hüküm veriyor.   Bunu yaparken de birilerinin hakkına girip bir başkasının da zulmüne ortak oluyorlar.

    Ölümün bir başka biçimi olarak görüyorum ön yargıyla hükmetmeyi. Çünkü ölüm sadece bu dünyadan göçüp gitmek değil. İnsanların zihninden yok olmakla gerçekleşir. Zihnimizde ön yargımızın esiri olup kendi düşünce dünyamızı öldürüyoruz. Aynı zamanda hükmettiğimiz kişiye fırsat dahi vermeden zihnimizde imha ediyoruz. Oysa en acımasız öldürme şekli bu olsa gerek. Yaşarken öldürüyor insanlar birbirlerini. Tek nedeni ise çağımızın bir diğer sorunu ‘’tahammülsüzlük’’. İnsanların birbirine tahammülleri kalmamış, egoları sarmış dört bir yanlarına. Kendi penceresi dışında hiçbir pencereden bakamadıkları için onlar perdeleri çekince o kişiyi o başka gören olmayacağını zannediyorlar. Oysa bilmiyorlar ki o perdenin çekilmesiyle sadece kendilerini karanlığa hapsediyorlar. Dışarıda ayın ışığı her yeri aydınlatıyor ancak onlar algılarının karanlığını tercih ediyorlar.

   Birde bile bile yalan söyleyip doğruyu yanıltmak isteyenler var. Peygamber (s.a.v.) ; şaka dahi olsa yalan söylemeyiniz, derken bizler kalkmış yalanı renk tonlarına ayırarak vicdan rahatlatıyoruz. Sahi hangi tonu daha az can yakacak, hangi tonu gerçeklere olan zulmü durduracak! Yalanla ne zaman kadar o gerçekler kapanacak? Her yalan bir başka yalanı doğurarak mı ilerleyecek?  Hâlbuki biliriz ki gerçeklerin er veya geç ortaya çıkmak gibi bir huyu vardır.

  Ön yargı ve yalanlarımızla tek kandırdığımız günün sonunda sadece kendimiz oluruz. Karanlıkta, bir başımıza kalıp kendi karanlığımızda boğuluruz. O yüzden önce gelin kendimize gerçekleri söyleyerek başlayalım işe. Kandırmayalım artık kendimizi,  kanmayalım, alet olmayalım kimsenin zulmüne.

                                                                                                            SÜMEYRA KARTAL.

  SAMİHA AYVERDİ’DE DEĞER İNŞAASI Bir insan, bir aile, bir toplum ve bir medeniyet… Bir insan yetiştirmek aslında bir medeniyetin temell...