24 Ocak 2021 Pazar

GÖRÜNENİN ÖTESİNDE

 

   Bilmek önemlidir. Bilgi sahibi olmak prestijli. Bilginin ne kadar doğru olduğunu analiz etmek ise zahmetlidir. Günümüzde bir konu veya olay hakkında bilgi sahibi olmak için azda olsa meraklı olmak yeterlidir. Önemli olan bilgi kirliliği ile dolu olan bir mecrada, doğru bilgiye ulaşabilmek.

   Dikkat ediyorum da gerçekleri konuşan insan sayısı ne kadar da azalmaya başladı. Buna binaen bilgisi olmadığı halde zanda bulunup doğruymuş gibi lanse edenler de bir o kadar çoğalmaya başladı. Zanlarıyla hareket etmeye o kadar çok alışmış ki insanlar, bir süre sonra kendileri dahi inanıyor. Bir kişinin oluşturduğu algıyla herkes hâkim kesilip ön yargılarıyla dillerin de mahkeme kurup hüküm veriyor.   Bunu yaparken de birilerinin hakkına girip bir başkasının da zulmüne ortak oluyorlar.

    Ölümün bir başka biçimi olarak görüyorum ön yargıyla hükmetmeyi. Çünkü ölüm sadece bu dünyadan göçüp gitmek değil. İnsanların zihninden yok olmakla gerçekleşir. Zihnimizde ön yargımızın esiri olup kendi düşünce dünyamızı öldürüyoruz. Aynı zamanda hükmettiğimiz kişiye fırsat dahi vermeden zihnimizde imha ediyoruz. Oysa en acımasız öldürme şekli bu olsa gerek. Yaşarken öldürüyor insanlar birbirlerini. Tek nedeni ise çağımızın bir diğer sorunu ‘’tahammülsüzlük’’. İnsanların birbirine tahammülleri kalmamış, egoları sarmış dört bir yanlarına. Kendi penceresi dışında hiçbir pencereden bakamadıkları için onlar perdeleri çekince o kişiyi o başka gören olmayacağını zannediyorlar. Oysa bilmiyorlar ki o perdenin çekilmesiyle sadece kendilerini karanlığa hapsediyorlar. Dışarıda ayın ışığı her yeri aydınlatıyor ancak onlar algılarının karanlığını tercih ediyorlar.

   Birde bile bile yalan söyleyip doğruyu yanıltmak isteyenler var. Peygamber (s.a.v.) ; şaka dahi olsa yalan söylemeyiniz, derken bizler kalkmış yalanı renk tonlarına ayırarak vicdan rahatlatıyoruz. Sahi hangi tonu daha az can yakacak, hangi tonu gerçeklere olan zulmü durduracak! Yalanla ne zaman kadar o gerçekler kapanacak? Her yalan bir başka yalanı doğurarak mı ilerleyecek?  Hâlbuki biliriz ki gerçeklerin er veya geç ortaya çıkmak gibi bir huyu vardır.

  Ön yargı ve yalanlarımızla tek kandırdığımız günün sonunda sadece kendimiz oluruz. Karanlıkta, bir başımıza kalıp kendi karanlığımızda boğuluruz. O yüzden önce gelin kendimize gerçekleri söyleyerek başlayalım işe. Kandırmayalım artık kendimizi,  kanmayalım, alet olmayalım kimsenin zulmüne.

                                                                                                            SÜMEYRA KARTAL.

17 Ocak 2021 Pazar

KELİMELERİN RUHU

 Kelimelerin ruhu vardır. Her kelime tonuyla, duygusuyla sizi bambaşka diyarlara götürebilir. Bir kelime, anlatmak istediğini bir başka kelimelere ihtiyacı olmadan var olmasıyla da  anlatır. Tıpkı deniz gibi, gece gibi, yaprak gibi...

Bir kelime , bir bakış, bir gülüş yeri ve zamanına göre çok şey anlatır. Kelimeler her toplumda farklı anlamlar içerir. Her toplum kelimelerle kendi medeniyetini inşaa eder. Kelimeler ruhuyla sarar  karşısındakini. O ruh kendisine ulaşanın ruhuyla hemhal olur. Bazen sarar sarmalar anne şefkati gibi, bazense bir cellat gibi nefesimizi keser. Karşımızdaki çok şey söylemiştir ancak sadece tek bir kelime yorar aklımızı. Defalarca tekrar eder içimizde.  Atamayız onu bir türlü zihnimizden. Bu kelime ya ruhumuzla hemhal olmuştur bizi mutlu ediyordur ya da ruhumuzu rahatsız etmiştir.Çünkü her kelime ifade edenin ruhunu da içine alarak telaffuz edilir. O yüzden kelimelerin ruhumuzda uyandırdığı duygularla karşımızdakinin niyetini anlarız. Niyetlerde fillere dönüşür. Yani her şeyin başlangıcında kelimelerin ruhu vardır.

                                                                                                             SÜMEYRA KARTAL

10 Ocak 2021 Pazar

RENKLERİN ALGILARIMIZDAKİ YERİ

 '' Her adem, bir alemdir.'' denilir. Her insan gök kuşağının farklı renklerini barındırır özünde. Kimi bir rengi temsil eder kimi ise  geçiş rengidir. Her insan kendi rengiyle  toplumda bir iz oluşturur. Toplumda her renge saygı duyarak kabullenir renklerin cümbüşünü.

 Renkler hiçbir dinin, dilin, ırkın veya bir kesimin taraftarı olmaz. Onlar varlıklarıyla gözümüze hitap eder. Temsil ettiği hiçbir şey yoktur. İnsanlar kendi zihniyetlerindeki oluşumları savunmasız olgulara yüklerler.Dünyadaki her nesnenin her olgunun bir gönderiliş amacı vardır. Örneğin yeşil denilince akıllara ağaç , çimen , doğa gelmesi o rengin gönderiliş gayesinde bize ipucunu verir. Bu yaratıcının bir tecellisidir ama siyah denilince akla matem , kötülük vs. gelmesi zihinsel bir algıdır. Çünkü bir müslüman için siyah kabe örtüsüdür, mürekkep rengidir.  O kişinin değerlerinin rengini temsil eder. Zihniyetlerimizi neyin yönettiğini dikkat etmeliyiz. Düşündüğümüz şeyleri belki hiç kimse bilmiyor ama bir yaratıcının olup onun bildiği unutulmamalı. İnsan fiillerinden sorumludur ancak filleri ortaya koyan zihniyetimizdeki oluşumlardır. 

Bir şeye anlam yüklerken iyi düşünmek gerekir. Zihnimizdeki var olan algılar bize dünyaya olan bakış açımızı gösterir. Bu bakış açımızdan da, önce kendimiz haberdar olmalıyız. 

                                                                                                              SÜMEYRA KARTAL

8 Ocak 2021 Cuma

UTANMAK

   Bir yolculuktur hayat.Bazen tüm safsatasıyla gözlerimizi süslerken  bazen de tüm ızdırabıyla içimizi yakıp geçer.Bazen de utanmayı gerektirir.Belki de hayattaki en samimi ve güzel duygulardan biri..
Çekinmek, utanmak aslında günümüz insanlarında fazla olmayan yitirilmiş sayılabilecek bir duygudur.Oysa ne kadar da önemli bir duygu.Eğer bir kimse aciz bir insan karşısında dahi utanıp çekiniyorsa , Rabb'i karşısında nasıl olur acaba ? İşte tam olarak asıl mesele burada çözülüyor. Eğer insanlar karşısında hatalarımızdan veya en ufak bir şey karşısında utanabiliyorsak, her şeyi gören, bilen Rabbimiz karşısında da ''ihsan''ın anlamına erebilmiş ve tövbemizi en güzel şekilde yapabilme derecesine ulaşabilmiş oluruz.Utanmakta bir edeb değil midir? Bu duygu iffeti de tetikler. Aslına bakacak olursak bir çok güzel duygunun alt yapısını oluşturan en güzel duygulardandır. Bu güzel duyguyu yitirmememiz duasıyla..

SÜMEYRA KARTAL

HAYATIMIZDAKİ ARAYIŞ

    Kendini aramak bu aralar yaşadığım en yoğun duygu.Sahi insan kendisini nasıl arardı ki? İnsanın kendi içinde kayboluşu yada hiç kendisi olamaması,böyle bir şey olabilir mi?Olabilirmiş.İnsan kendi içinde kaybolup Hakkı ararken buluyor kendisini ve artık hayatındaki her şeyi sorguluyor.Belki de sorgularken keşfediyor kim bilir..

      Üstat Bayezid-i Bistami ''Hakikat aramakla bulunmaz ; lakin bulanlar arayanlardır.''demiş.Hayatımızdaki arayışta tam da böyleydi.Eğer alına bulmak yazılmışsa, elbette bulunacaktı.Çünkü bu inanç ve bu umutla düşüyoruz yollara, arayışlara.Hem ne demiştik bulanlar arayanlardır.Belki de bu arayış yolculuğumuzda yoldaşlarımız, hayatımıza hiç beklemediğimiz anda  giren insanlar olacaktır.Bize kapıyı aralayan ya onların bir nimet olması yada imtihan oluşunda saklıydı.İşte tam da bu yüzden yollarımızın kesiştiği herkese değer vermeliyiz.Onlarda bizim için saklanan hikmeti görmeliyiz.

       Hayatı bir bütün olarak ele alacak olursak , akıp giden hayatın içinde hakikati bulup dünyaya  gönderiliş amacımıza uygun hayatımızı anlamlandırmalıyız.

  SÜMEYRA KARTAL

BU BÖYLEDİR


   Her insanın kendisini iyi hissettiği bir yer mutlaka vardır. 
Değişen, insanları kapsamı altına alan bir dünya nizamı olarak dayatılan şeylere baş kaldırabilmektir asıl mesele. 
Kendi benliğimizden, değerlerimizden ödün vermeyerek, bizim sevdiğimiz, benimsediğimiz, gerçekten kendi varlığımızı hissettiğimiz, doğal davranıp varlığıyla mutlu olduğumuz, kahkahaları sınırlamadan gerçek mutluluğu yakaladığımız insanları, yerleri, unsurları korumalıyız. 
Birilerinin düzene aykırı olduğumuzu söylemesiyle terketmeyip aksine onlar için mücadele etmeliyiz. 
Eğer bir kez mücadelemizden vazgeçersek hep vazgeçmek zorunda kalırız. 
Çünkü '' Bu Böyledir''.
  Samimiyetler içinde samimiyetsizlikleri gördüğümüzde güvenimizin kırılıp, hayal kırıklığına uğramamak için kendimizi hiçbir şeye körü körüne bağlamamalıyız. 
Bu teslimiyeti, bağlanmayı yapmazsak eğer daha kontrollü ve değerlerimiz dairesinde istediğimiz hayatı yaşamış oluruz. 
   Hayatta önce kendimize sonrada çevremizdeki her şeye, herkese saygı duymalıyız. 

 Sümeyra KARTAL

  SAMİHA AYVERDİ’DE DEĞER İNŞAASI Bir insan, bir aile, bir toplum ve bir medeniyet… Bir insan yetiştirmek aslında bir medeniyetin temell...